MAKALELER

İllüzyon

6 dk. okuma süresi
İllüzyon


İLLÜZYON


Bir insanı sevmek, onunla sağlıklı bir ilişki kurabileceğimiz anlamına gelmez. Belki de ilişkiler konusunda en zor kabul ettiğimiz gerçeklerden biri budur.

Çünkü sevginin olduğu yerde her şeyin yoluna gireceğine inanmak isteriz. Birbirimizi gerçekten seviyorsak sorunları aşabileceğimizi, yaşadığımız kırgınlıkların zamanla geçeceğini, eksik kalan şeylerin sevgiyle tamamlanabileceğini düşünürüz.


Oysa hayat bize bunun her zaman böyle olmadığını gösterir. Bazen iki insan birbirini gerçekten sever ve yine de birlikte kalmayı başaramaz. Çünkü bir ilişkiyi başlatan şey ile onu sürdüren şey aynı değildir. Sevgi bir başlangıç olabilir; fakat ilişkinin devam edebilmesi için sevginin yanında güven, saygı, iletişim, sorumluluk, empati, sadakat ve emek gerekir. Bunlardan biri ya da birkaçı sürekli eksik kaldığında, sevgi tek başına ilişkiyi taşıyamaz. 

Çünkü sevmek bir duygu, ilişki kurmak ise bir beceridir.


Bir insan seni çok sevebilir ama seni nasıl dinleyeceğini bilmiyor olabilir. Seni kaybetmekten korkabilir ama seni inciten davranışlarından vazgeçmeyi öğrenmemiş olabilir. Sana bağlı olabilir ama sana güven vermeyebilir. Seni özleyebilir ama yanında kendini yalnız hissetmene neden olabilir. İçinde sana karşı çok güçlü duygular taşıyor olabilir fakat bu duyguları sağlıklı davranışlara dönüştüremeyebilir.

İşte tam burada sevgi ile davranış arasındaki fark ortaya çıkar. Çünkü bir insanın içinde ne hissettiğinden çok, hissettiği şeyle ne yaptığıdır ilişkinin kaderini belirleyen. “Ben seni seviyorum” demek elbette değerlidir.


Fakat bazen karşımızdaki insanın ihtiyacı olan şey sevildiğini duymak değil, sevildiğini hissetmektir.

Sevgi yalnızca sözcüklerde kaldığında romantik bir cümledir; davranışa dönüştüğünde ise ilişki olur. Bir insan seni sevdiğini söyleyebilir ama seni sürekli küçümseyebilir. Seni kaybetmekten korktuğunu söyleyebilir ama ilişkinin ihtiyaçlarını sürekli görmezden gelebilir. Sana değer verdiğini söyleyebilir ama zor zamanlarında seni yalnız bırakabilir. Bu durumda insanın kendisine sorması gereken soru yalnızca “Beni seviyor mu?” değildir. 


Asıl soru şudur: “Beni sevme biçimi bana nasıl hissettiriyor?”

Çünkü sevgi, zarar veren davranışların mazereti değildir. 


Oysa bir insanın seni sevmesi, sana iyi davrandığının kanıtı değildir. Bir davranış seni sürekli yaralıyorsa, arkasında sevgi olduğunu söylemek o davranışın sende yarattığı etkiyi ortadan kaldırmaz. Üstelik ilişkilerde yalnızca hata yapmak değil, aynı hatayı tekrar tekrar yapmak da önemlidir. Hepimiz zaman zaman kırabilir, yanlış anlaşılabilir, öfkelenebilir ve yanlış davranabiliriz. Sağlıklı ilişki, hiç hata yapılmayan ilişki değildir.


Sağlıklı ilişki, hatadan sonra sorumluluk alınabilen ilişkidir. Bir insan “Seni kırdığımı fark ettim” diyebiliyor mu? Kendi davranışını savunmak yerine karşısındaki kişinin yaşadığı duyguyu görebiliyor mu?

Özür diledikten sonra gerçekten bir şeyleri değiştirmeye çalışıyor mu? Çünkü değişim yoksa özür, bir sonraki kırgınlığa verilen moladan başka bir şey değildir. İlişkilerin zaman içinde yıpranmasının en büyük nedenlerinden biri de budur.

Aynı tartışmalar tekrar tekrar yaşanır. Aynı kırgınlıklar yeniden ortaya çıkar. Aynı özürler edilir. Aynı vaatler verilir. Bir süre her şey düzelmiş gibi olur ve sonra aynı davranış yeniden ortaya çıkar. Bir noktadan sonra insan artık yaşanan tartışmadan değil, hiçbir şeyin gerçekten değişmemesinden yorulur. Ve bazen ilişkileri bitiren şey sevgisizlik değil, tekrarlanan hayal kırıklıklarıdır. Çünkü insan bir süre sonra “Beni seviyor mu?” sorusundan uzaklaşıp “Ben bu ilişkide neden sürekli yalnız hissediyorum?” diye sormaya başlar. İşte o soru çok daha önemlidir. Çünkü bir ilişkide yalnızlık yalnızca fiziksel olarak tek başına kalmak değildir. Yanındaki insanın seni duymadığını, anlamadığını, önemsemediğini veya duygusal olarak sana ulaşamadığını hissetmek de yalnızlıktır. Hatta bazen insan, yanında biri varken hiç olmadığı kadar yalnız hissedebilir.


Bu yüzden bir ilişkinin kalitesini yalnızca birlikte geçirilen güzel zamanlar belirlemez. Asıl mesele, zor zamanlarda birbirinize nasıl davrandığınızdır. Bir tartışmanın içinde birbirinizi düşman gibi mi görüyorsunuz, yoksa aynı problemin karşısında birlikte duran iki insan gibi mi davranıyorsunuz? Biri hata yaptığında diğeri ona kendi doğrularını dayatmaya mı çalışıyor, yoksa çözüm mü arıyor? Bir taraf sürekli susarak, diğeri sürekli konuşarak ilişkiyi mi yönetiyor? Biriniz sürekli alttan alıyor, diğeriniz sürekli haklı çıkıyor mu? Çünkü bir ilişkinin yükü tek kişinin omuzlarında taşınamaz. Bir ilişki, bir kişinin diğerini ne kadar sevdiğiyle değil, iki kişinin birlikte ilişki kurabilme

kapasitesiyle ayakta kalır. Bazen bir taraf ilişkiyi kurtarmak için elinden gelen her şeyi yapar. Konuşur, anlatır, bekler, affeder, değişir, kendini sorgular. Karşı taraf ise yalnızca “Ben seni seviyorum” demenin yeterli olduğunu

düşünür.


Oysa sevgi, sorumluluk almadan ilişkiyi kurtarmaz. Bir ilişkiyi sürekli bir kişinin taşıması, bir süre sonra ilişki olmaktan çıkar; bir kişinin diğerini ayakta tutma çabasına dönüşür. Ve insanın kendisini kaybetmeye başladığı yer de genellikle burasıdır.Sürekli kendini açıklamak zorunda kalmak, sürekli anlaşılmayı beklemek, sürekli alttan almak, sürekli ilişkiyi toparlamak, sürekli karşı tarafın davranışlarını anlamaya çalışmak insanı zamanla kendi ihtiyaçlarından uzaklaştırır.


Bir gün fark edersin ki ilişkiyi sürdürmek için kendinden vazgeçmeye başlamışsın. İşte burada sevginin sana neye mal olduğuna bakmak gerekir. Bir insanı çok seviyor olabiliriz. Fakat o ilişki içinde kendimiz olmaktan çıkıyorsak, sürekli kaygılı, değersiz, yalnız veya yetersiz hissediyorsak yalnızca sevginin varlığına tutunmak yeterli değildir. İnsan sevdiği biriyle birlikteyken de kendisini kaybedebilir. Ve belki de yetişkin ilişkilerinin en acı gerçeklerinden biri şudur: Bir insan seni sevebilir ve yine de senin ihtiyaç duyduğun ilişkiyi sana veremeyebilir. Bu onun hiç sevmediği anlamına gelmez. Senin fazla şey istediğin anlamına da gelmez. Bazen iki insanın sevgisi vardır ama ilişki kurma biçimleri birbirine yetmez. Bazen biri yakınlık isterken diğeri kaçar. Biri konuşarak çözmek isterken diğeri susar. Biri güven ararken diğeri sürekli belirsizlik yaratır. Biri değişmeye hazırken diğeri “Ben böyleyim” diyerek olduğu yerde kalır.


Ve sevgi, bu farklılıkların hepsini sihirli bir şekilde ortadan kaldırmaz. Çünkü sevgi bir potansiyeldir; ilişki ise o potansiyeli davranışa dönüştürme biçimidir. Bu nedenle ilişkilerde yalnızca “Beni seviyor mu?” sorusuna takılı kalmak insanı yanlış bir yerde tutabilir. Belki daha doğru sorular sormak gerekir: 


Bu ilişkinin içinde güvende miyim?

Kendimi ifade edebiliyor muyum?

Kırıldığımda duyuluyor muyum?

Sınırlarım önemseniyor mu?

Hatalarım kadar karşı tarafın hataları da konuşulabiliyor mu?

Sürekli ben mi değişiyorum?

Bu ilişkinin içinde kendim olarak kalabiliyor muyum?


Çünkü sonunda insan yalnızca sevilmek istemez. Güvende hissetmek, anlaşılmak, saygı görmek, duyulmak ve huzur bulmak ister. Sevdiği insanın yanında kendisini küçültmek değil, kendisi olarak var olmak ister.

Bu yüzden bazen “Beni seviyor mu?” sorusunun cevabı “Evet” olabilir. 


Ama ilişkinin devam etmesi için başka bir sorunun daha cevaplanması gerekir:


“Bu sevgiyle birlikte sağlıklı bir ilişki kurabiliyor muyuz?”


Eğer cevap sürekli “hayır” ise, insan bir noktada sevginin varlığına değil, o sevginin kendisine ne yaptığına bakmak zorundadır. Çünkü bazı ilişkiler sevgisizlikten bitmez. İnsan sevildiği halde yalnız hissetmekten yorulur.


Sevildiği halde anlaşılmamaktan yorulur.

Sevildiği halde sürekli incinmekten yorulur.

Sevildiği halde kendisi olamamaktan yorulur.

Ve bazen gitmek, sevmeyi bırakmak değildir.

Bazen gitmek, insanın kendisini de sevmesi gerektiğini anlamasıdır.


Belki de bu yüzden bir ilişkinin en dürüst sorusu “Beni seviyor musun?” değil, “Senin sevginin içinde ben iyi miyim?” sorusudur.

Çünkü sevgi çok değerlidir.

Ama sevginin yanına emek koyamıyorsan, saygı koyamıyorsan, güven koyamıyorsan, sorumluluk koyamıyorsan ve gerektiğinde değişme cesareti gösteremiyorsan, bazen sevgi gerçekten yetmez.

Ve bazı ilişkilerde sorun sevginin azlığı değildir.


Sorun, sevginin ilişki kurmaya yetmemesidir.

Sonunda insanın kendisine sorması gereken soru belki de şudur:


“Beni seviyor mu?” değil; “Bu ilişkide seviliyor muyum?”


Çünkü bazen insan, sevildiğini bilmesine rağmen gitmek zorunda kalır.

Ve bu sevgisizlik değildir.

Bu, kendini kaybetmeyi bırakmaktır.


Yazar Hakkında:Aycan Kılıç, sosyoloji altyapısını, adli psikoloji ve aile danışmanlığı alanındaki uzmanlığıyla birleştirerek bütüncül bir yaklaşımla destek sunmaktadır. Modern terapi yöntemlerini kullanarak bireysel süreçleri ve ilişki dinamiklerini bilimsel bir çerçevede ele alan Kılıç, danışanların yaşam kalitelerini artırmak ve duygusal dengeyi güçlendirmek için profesyonel rehberlik sunmaktadır.

İletişim: @uzm.aycanklc | 📞 530 904 6719

We use cookies to improve your experience.