Gençlerde Psikiyatrik Tanı Oranlarındaki Değişim
Yeni bir araştırma, gençler arasında artan ve azalan tanı
trendlerini öne çıkarıyor.
Yazar: Dr. David Rattew Çeviren: Ezra
Uysal
Orijinal metni okumak için
tıklayınız.
Bu metin Dr. Rattew’den alınan izinle DİLGEM tarafından
çevirilerek yayınlanmaktadır.
Çocuk ve ergenlerde görülen çeşitli psikiyatrik tanı oranları, zaman içinde çeşitli nedenlerle oldukça değişebilir. Son 30 yılda otizm ve DEHB gibi tanıların yaygınlığındaki artış hakkında pek çok tartışma mevcuttur. 1990'larda ve 2000'lerin başında, kısmen ruh sağlığı uzmanlarının bu bozukluğu kavramsallaştırma biçimindeki değişiklik nedeniyle, bipolar bozukluk tanısı konulan gençlerin sayısında dramatik ve tartışmalı bir artış da yaşanmıştır.
Depresyon ve Anksiyete Tanılarında Artış Dikkat Çekiyor
Tanı koymada son dönemdeki trendler nelerdir? Bu konuda farklı kaynaklardan bazı ipuçları vardır. Depresyon ve anksiyetenin arttığına dair kesinlikle bir algı vardır. Aynı zamanda, saldırganlık, kuralları çiğneme ve isyan ile karakterize edilen bazı “dışsallaştırma bozukluklarının”, sınırları zorlamak ve kurallara karşı gelmek yerine odalarında sessizce telefonlarıyla vakit geçirmeyi tercih eden mevcut nesil için azalmakta olduğu izlenimi de vardır. Son trendleri daha iyi anlamak için, ruh sağlığı davranışları ve tedavilerindeki farklı değişimleri incelemesiyle tanınan bir araştırma ekibi, 2013 ile 2021 yılları arasında kamu tarafından finanse edilen tedavi hizmetlerinden yararlanan ülke çapındaki gençlere ait milyonlarca ruh sağlığı kaydını inceledi.
Bipolar Bozukluk ve Davranış Bozukluğu Tanılarında Düşüş
Ana bulgu, çalışma dönemi boyunca uygulanan çeşitli tanı oranlarında gerçekten bazı önemli değişiklikler olduğu, ancak bu değişikliklerin yönünün tanıdan tanıya önemli ölçüde farklılık gösterdiğiydi. Belki de en çarpıcı değişiklik, bipolar bozukluk tanısının yüzdesinin çalışma dönemi boyunca %10'dan %1,3'e düşmesiydi. Karşı gelme-karşıt olma bozukluğu (ODD) ve davranış bozukluğu gibi dışsallaştırıcı bozukluklar da önemli ölçüde azalmıştı.
Gençlerde Anksiyete ve Depresyon Tanıları Neden Artıyor?
Buna karşılık, duygudurum ve anksiyete ile ilgili tanılarda tersi bir trend gözlendi. Anksiyete bozukluklarına ilişkin tanı oranları %9,6’dan %19,2’ye yükselirken, depresif ve travma kaynaklı bozukluklarda da, özellikle ergenler arasında artış görüldü.En sık konulan tanı, yaklaşık %27 ile DEHB idi; ancak şaşırtıcı bir şekilde, bu alanda belirgin bir artış ya da azalış eğilimi gözlenmedi.
DSM-5 Değişiklikleri Ruh Sağlığı Tanılarını Etkilemiş Olabilir
Ne yazık ki bu çalışma, bu trendlerin neden ortaya
çıktığını değerlendirecek nitelikte değildi, zira bu değişimlere katkıda
bulunabilecek birçok faktör mevcuttur. Bunlar arasında şunlar sayılabilir; bu
bozukluklarla mücadele eden gençlerin sayısındaki gerçek
değişiklikler, ruh sağlığı uzmanları tarafından tanı kriterlerinin
uygulanma ve yorumlanma biçimindeki değişiklikler ve kamu tarafından
finanse edilen kliniklere başvuran gençlerin demografik özelliklerinde, diğer
tedavi tesislerine kıyasla meydana gelen değişiklikler.
Örneğin, bu çalışma dönemi 2013'te başladığında, çeşitli ruh sağlığı durumları için resmi kriterleri listeleyen Tanısal ve Sayımsal El Kitabı'nın (DSM) yeni bir versiyonu yayınlandı. DSM-5'teki en büyük değişikliklerden biri, “Disruptive Mood Dysregulation Disorder” (DMDD) adı verilen yeni bir tanının eklenmesiydi. Bu tanı, belirgin depresyon ve mani döngülerinden ziyade daha çok kronik disregülasyon gösteren gençler için bipolar bozukluğa alternatif olarak kasıtlı olarak oluşturulmuştu. Bu yeni tanı, bipolar bozukluk oranının düşmesinin nedenlerinden biri olabilir, ancak ne yazık ki çalışma DMDD tanılarını izlemedi.
Psikiyatrik Tanılar Gerçekten Ne Anlama Geliyor?
Bazı kişilerin bu dalgalanmaları, teşhislerin başından beri
“gerçek” olmadığına dair bir kanıt olarak yorumlaması kaçınılmazdır. Bana göre
bu, verilere dayalı olarak yanlış bir sonuç olur. Bununla birlikte, kusurlu bir
şekilde kullandığımız etiketlere fazla kapılmamak ve hangi anlamlı
değişikliklerin meydana geldiğine ve bunların nedenlerine odaklanmak önemlidir.
Örneğin, gençlerin geçmişte olduğundan daha fazla stres hissettikleri ve daha
az umutlu oldukları doğru olabilir. Belki de gençlerin bunu kabul etmek ve
yardım istemek konusunda önceki nesillere göre daha az çekingen oldukları da
doğrudur. Bu iki eğilim bir araya geldiğinde, gördüğümüz ruh hali ve anksiyete
tanısı oranlarındaki artışı ortaya çıkarabilir. Bipolar bozukluğa gelince, birçok
kişi tanı oranının düşmesinden memnun olacaktır, ancak bu gerçekten ne anlama
geliyor? Bu eğilim, ilaç kullanımı gibi önemli alanlarda değişikliklere yol
açıyor mu, yoksa sadece bir ismin başka bir isimle değiştirilmesinden ibaret
mi? Daha fazla takip araştırması yapılması gerekiyor, ancak gençlerin ruh
sağlığı alanındaki tablonun sürekli değiştiği ve bu değişen ortamın mümkün
olduğunca farkında olmaya çalışmamız gerektiği açıktır.
Referanslar
Mojtabai R, Olfon M. Trends in Mental Disorders in Children
and Adolescents Receiving Treatment in the State Mental Health System. Journal
of the American Academy of Child and Adolescent Psychiatry. 2025;64(8):906-920